şükran aydın

Ne Hissettinse O'sundur 《 şükran aydın 》: Konya Velileri

Konya Velileri

nehissettinseo.blogspot.com.tr

Konya Velileri

İnsan Taşı, Benim İçin İçinde Şemsi Taşı


İnsan Taşı / Veliler, Sizin Semtinizdeki?



Olsa idi tekrarımın mümkünü  -“taş”- olarak gelmek isterdim dünyaya.
Katlanamazdım elbet. Yine de isterdim, isteklerde atış serbest başa gelinceye dek ne de olsa.


Hacılanmıştım, hacı yağdan da acı acılanmıştım, eser rüzgâr rüzgârlanmıştım, kavaklanmıştım, içlenmiştim, içimi içmeden samanlıkta kaybettiğim anahtarı sokak lambasının aydınlığında aramıştım(Nasreddin’in fıkrası).


Yakınlar boğuktu daha da uzağı vardı amma anca o kadar gitmiştim, yaşanıla mı yoksa duyula duyula mı efsaneleşen bir bilgenin törenine. Tören bir hiç imiş, (hakîkati bulamayanlar, merâsimi din edindiler/s. 278) hıçkırmak için, göz pınarlarını kullanabilmek hakkı için hakk’ın evinde hakk’ın kulunun mekânını seçmiştim.


İnsanın kendiyle sohbeti derin oluyor.
Bir insandan iki insan doğuyor.
Birinin adı Mevlâna diğeri Şems oluyor.
Birini daha çok seviyor insan.
Şems gitti gideli kendini sevmiyor insan.


Sen neye hazırsan o şey de sana hazırmış ya.
Akıl bilmez de kalp bilirmiş ya.
Mış’miş muş’müş bir harmanmış da neti bilinmezmiş ya
Öyleymiş işte.


Konya’nın Mevlana Türbesinde, bir beton bahçenin içinde, kitaplarda yazıla yazıla soyu tükenmiş lalelerin yerinde kitap ve daha neler satan büfeden diğer neleri bırakıp çantalar dolusu kitap almak istemişim.


Her yerden o yere ait izi taşıyıp götürmek, orayı gitmeden evvel bilmek yerine, sonradan görmek içinmiş bunlar.



Söz uçar yazı kalır misali, yazmışım okumam bitince;

-“Bilmiyorum her şey kendi lisanında konuşuyor elbet ama ben bu konuşmaları anlamıyorum. Bilmiyorum ne diyor, neden bulabilmeyi beceremiyorum. 


Konya Mevlâna gezisindeki rahmetli/rahmetle yerleri görüp, görüp bilmediğim daha başka rahmetleri öğrendim ve sevdim bu kitaptan. 


Bilmiyorum o hangi yerdeki ağaçtır ve bilmiyorum ben hangi daldaki kuş.


Sevmekten ve sevilmekten başka; hiçbir şey görmedim bu kitapta”- demişim.



-“Eğer bir müminin kalbin kırarsan
Hakk’a eylediğin secde değildir
Hakk’ı arar isen kalbinde ara
Kudüs’de Mekke’de, hac’da değildir  
Yunus Emre 



-Ve kitap adı: Konya Velileri

-Yazarı: Dr. Hasan Özönder
(burada ulusam, ey kader! gerçeği daha ne kadar böyle dökeceksin elime, diye)

-Genişletilmiş ikinci baskı/290 sayfa

Konya’nın havasını, suyunu, mürekkebini, ağacı nerdendir bilinmez Konya dükkânlarında işlenmiş sayfaları, taş misali Konya’dan izler(i) taşır.

-32-49.cu sayfa arası yok/kayıp (o vakitler iletmiştim düzelmiş midir bilmem)

-32 ile 49 sayfa arasındaki o boşlukta 225-240.cı sayfalar yer alıyor

-İlk basımı 1980’de olmuş, yirmi altı yıl önce, bizler nerde neydik kimbilir?

-Ağlak bir çocuk olarak doğmuş hepsi, gönüllerinin nasıl derviş olduğunu anlatır, yaşamlarının ölüme giden yolculuklarını.

-Ve bize her bir yolcunun topraktan geldik toprağa gideriz misali son evinden fotoğraf sunuyor.

-Gidebilmek, gidip de bulabilmek, bulup da hoşbeş edebilmek için son evin koordinatlarını veriyor.

-Kaç milyarıncı insanız kaçımız izini çakmış kimimiz gizli saklı ise de kitabın kapsadığı izler şöyle;


-Önsöz
-Giriş
-Alimlerin Sultanı Bahaeddin Veled
-Mâder-i Mevlâna Mü’mine Hatûn
-Mevlâna
-Şems-i Tebrizî
-Şeyh Salahaddin Zerkubi
-Ahitürk oğlu Çelebi Hüsâmeddin
-Sultan veled
-Ulu Arif Çelebi
-Eflâkî Dede
-Şeyh Sadreddin-i Konevî
-Sadır Sultan
-İmam Bagavî
-Cemel Ali Dede (Turut)
-Ateş-bâz Veli
-Şeyh Alaman
-Dediği Sultan
-Seyyid Bayram Veliyyullah
-Tavus Baba
-Pirebi Sultan
-Ali Gav Sultan
-Yunus Emre
-Seyyid Mahmud Hayrani
-Nasreddin Hoca
-Ni’metullah Nahcuvani
-Seyyid Harun Veli
-Yağmapınarı Erenleri
-Dede Molla (Dedemoğlu)
-Pir Es’ad (Pisili) Sultan
-Sarı Yakup
-İynel ve Mahmud Sultanlar
-Kasım Halife
-Yalıncak Sultan
-Ebu Said Mehmed Hadimi
-Mehmed Kudsi (Memiş) Efendi
-Şeyh Mehmed Bahaeddin Nakşıbendi
-Seydişehirli Şeyh H.Abdullah Efendi
-Fahri (Kulu) Efendi Hoca
-Mesnevi-han Sıdki Dede
-Mehmet Arısoy Dede
-Hacı Veyis-Zade H. Mustafa Kurucu
-Ladikli Hacı Ahmet Ağa
-Sonuç
-Bibliyoğrafya 


Bir insanı sevmek ya da sevmemek ve bilmek ve bilmemek, onla bir zaman neşretmekten, beraber toz kaldırmaktan, yol bulup yürümekten, mızıkçılık etmekten, mızıkçılığa hükmetmekten ya da hükmü geçmeyip yan çizmekten, dönmekten dolaşmaktan geçer.


Kuru kuruya şimdinin betonlarına kulaktan doymalıkla gide gele, varacağımız ne ki, benzemez bir can ile sohbet etmeye.


İşte! Derim ki;

Zaman geçmiş canlar ölmüştür.
Kitap yaşanmış hayatları bulup yazmıştır
Kısa bir süreliğine böylece kişileri diriltmiştir.
Onlarla beraber toz kaldırabilin ve beraber yürüyüp birbirinizi tanıyın diye


Dostunuzu, arkadaşınızı tanıyarak gidin ona, daima, isterseniz terk edin ama bilerek. 
Seçim sizin, bu imkânı kendinize endam diye biçin, isterim.


İnsan taşı
İçinde beni taşı
dedi A. Akgör geçen yıllar önce
Hayretlere düşürerek beni, bu nasıl sözlerdi, beklemedim, beklemezdim.


Beklemediklerinizden daha fazla bilgi, bilge, gönül, yaşam, aşk, dost, arkadaş, yol, yoldaş, bulacağınız bir okuma ve bir gün o topraklara sabahın beşinde güneşle aynı hizada göz göze gelerek şehre girip tek tek dostlarla el sıkışmak üzere gitmeniz dileğimle.


Son sözüm;

İnsan taşı

Benim için içinde Şemsi taşı.



Kitaptan  esintiler;

-ey gönül bir derde düş kim anda dermân gizlidir
gel karış bir katreye kim anda ummân gizlidir
terk i düp cân u cihânı gey ferâgat cübbesin
bu feragat cübbesinde sırr-ı sultan gizlidir
Eşrafoğlu Rûmî (s.31)


-evreni dolaysız keşfeden evliyalara “susmak”; 
evreni dolaylı olarak bilimle keşfeden bilginlere de “susmamak” emri getirilmiştir
Prof. Dr. Muhammed Hans Von Aiberg


-âşıkân ile yar ol
aşkı ihtiyar eyle
kim ki âşık değildir
kim olsa onu terk eyle
Hâce Ahrâr (s.207)







Yorum Gönder