şükran aydın

Ne Hissettinse O'sundur 《 şükran aydın 》: mürekkep acısında hissedilenler

mürekkep acısında hissedilenler

nehissettinseo

Aslıhan Tüylüoğlu



Mürekkep Acısı


Şükran Aydın, sözcüklerin dünyasında dolaşarak kendi sözünü ve annesinin değimiyle kendi büyüsünü aradığı ve sonunda “iç konuşmalarım” dediği şiirlerini Mürekkep Acısı* isimli kitabında toplamış.


Gördüklerimiz, duyduklarımız, yaşadıklarımız kısacası hayat, her an her saniye sonsuz bir hareket halinde ve değişim içinde. Bu hareketliliği, bu değişimi sözcüklerle anlatmak, görüntüler ve hisleri yazı ile somuta dökmek, anlamlandırmak kolay olmasa gerek. Kitaba ismini veren şiirinde söyle diyor Aydın:


Huzur renginde sıcak topraklar
Portakal renginde birkaç gün
O kısa o küçük o noktalı harflere nasıl sığar
Rüzgara emanet sevda ekini
                       (mürekkep Acısı, sf:25)


Yazmanın zorluğunu ciltçi dükkanlarında çalışanlar değil onları dolduranlar bilir. Bir de yazılan şeyin, boşuna yazılıp yazılmadığını anlayamadığımız, cevaplanmayacak bir mektup olma özelliği var. İşte bunlar sanatçının “Mürekkep Acısı” yalamasının nedenlerinden bazıları…


Pirler sofrasında bir yemek yedim
Kursağım nerdeymiş anladım
                      (Ebedi Ayrılık, sf:9)


Ağa verir deniz beni
Yıkanmış yunmuş içim
Her odasında ayrı mesnevi
                    (Dingin, sf:55)


diyen şükran Aydın kimi şiirlerinde tasavvufa ve diğer doğu felsefelerine yakın olduğunu gösteriyor. İçerik çoğu zaman daha yeğ tutuluyor biçime. Anlatacak bir sözü olduğundan ne söylediği nasıl söylediğinin önüne geçiyor kimi zaman…


Aydın, bazı dizelerde de hiçlik, boşluk, var ile yoku sorguluyor. Zaman zaman hiçliği çok derinden hissediyor. Bu ölümle daima yüz yüze bakmanın bir sonucu olsa gerek çünkü şiirlerde en çok kullanılan temalardan biri de “Uzun Siyah”  dediği ölüm:


Ey uzun siyah kirpikli kırmızı gözlü ölüm
Bahçemizi nerden bildi sevgilim
Bildi de geçti bizi ölüm
(Uzun Siyah, Sf:29)


Ölümün kitabında kaç sayfadır yaşam (Mürekkep Acısı sf:25)


Terzindir ölüm, eskimez kumaşın
Sevda teyelinden geçtikçe
(Gümüş Yaprak, fs:45)


Diğer bir tema da kent şiirlerde. Özellikle başlangıç ve bitişte kent (İstanbul ) yaşamının karmaşık ve keşmekeşliği sevimsizliği vurgulanır ve “Yok ol İstanbul/ Bir gamzen bile yok” denilerek kent olumsuzlanır.    


Huzur arayan bir su gibi şair, çağının hızından, sevgisizliğinden, kentlerin acımasızlığından zamanın geçiciliğinden dolayı sevdaya bağladığı gemisinin yosun tutmasından korkar hep. Yine de ölümün içinde bile umut varolabilir çünkü: Tohumlar ölmese çınarlar nasıl büyür?

                                                                                                                

*Mürekkep Acısı, Artshop Yayınevi, Ekim 2006