şükran aydın

Ne Hissettinse O'sundur 《 şükran aydın 》: Annem

Annem

nehissettinseo

Annem Neden Bu Kadar Çok Sevdin Beni?


Hissettiklerim Bir Deneme İse Bu Da Bir Deneme O Zaman



hiç bilmedin hiç düşünmedin mi her çocuk, her büyük çocuk annesinden küçük ama derin bir iz taşır(lar); denizdi sevgin her koşul her an her durumda her yanıkta her tütükte her iste her külde her gülüşte her yürüyüşte esen hani oksijen cenneti derler Altınoluk’ta Türkmen köyünün ardındaki dağdan gelen rüzgâr yol alır denize girip çıkar ve tohum gibi beldeye bıkmadan oksijen döker.
annem beni  neden bu kadar çok ve böyle sevdin?

sade sen sevgisi olsa iyi, sevgiler, sevgililer içinde hep kaçak savaş casusları gibi
gizlenmek, her defasında da nasıl değişik, nasıl olduğundan az görünürü düşünmekten ve uyarlamaktan yorgun seneleri geçtim, geçtim de değişen ne oldu.
sende ben aşkı dinlenip duruldu mu?
olan sadece sevgiden nasıl kaçılırı bilen bir kocaman bir çocuk doğdu.

çok Türk filmi seyretmişsinin savunmasında hissettim tüm bunları,
yalan sanırım gerçeği bilemezdi, şimdi de bunları yazarken farkettim,
an an hep farkediş değil mi bu şekliyle yaşam.
ne enterasan.

annem resimlerime bakarken bile hüzün kaplar içini, bir an olsun, elbet bir gün solacak bir resimde dahi olsun, solukluğa olmazdı tahammülün, ağlamak yasaktı, hüzün duymak, kederlenmek, endişe etmek.
sağolsun annem yaşam senin sakladığından da  fazla  kederlendirdi beni.

keder dedim de aklıma geldi, herkes için  aşikâr olan senin için aşikâr değil diyordu
bir sürecin sesi, annem diyemedim ki, biz açıklık sofrasında kendimizden de büyük gizler içinde büyüdük, sırdaş hesaptık tüm yüreklerde, annesi çocuğundan, karısı kocasından, toplum günahından, hatta kişi kendisinden kaçar da gelir bize, sana, bana söylerdi her şeyini, aşikârlıkmış meğerse  bunun adı, biz, ben hiç bilmemiştik, oysa ki bize bu olağan, normal, hepten değilse de biraz sıradan  gelirdi.
bilmem ki biz bu hayat nakışını tersten mi işledik?

 sevgi insanı sarar sarmalar derler, ben  gördüm ki sevgi şeffaflaştırıyordu her şeyi, öyle
 şeffafiye etti ki o ilk el veriş ve olanca güçle güzelliğe gidişin olmadı tekrar yürüyüşü, öyle çatapatlı oldu ki en yakından başlayıp en uzağa uzanan alt renkler bir bir ayan etti, işte ben onun  için eşit yakınlıkta değil eşit uzaklıktayım.
bu uzaklıktan daha yakın mıdır acaba Mars.
ne derim?
-belki-, zaman zaman, -an an-.

irkinti çeşmesinden kim su içmiş de yüreği ferah bulmuş, mümkün mü?
sandım ki zem zem(dur dur) desem ellerimi gersem, duvar örsem, set çeksem,
açıp  kapasam gözlerimi, biter çeşmelerde irkinti, salâh bulur hayatın çarkı,
ne mümkün?
ileriye bir çizgidir yaşam yok bizler için, bizlerin öncesine dönmenin mümkünü.

-baba bugün dağlar yeşile boyandı, kim yattı  kim uyandı, içime bir ataş düştü,
içinde yâr da yandı,

- el ele verin geline, deste gül verin eline, altın kemer bağlamış yârim  ince beline- ne güzel türküdür.
-hele -yeşil ördek  gibi daldım göllere-,

-süt kalenin burcundayım, eski  günler geri gemliyi, bak ki Harput yok olmasın-,
demişlere kimler eşlik etti şimdiye kadar ve kimbilir de başka da kimler eşlik edecek. çocuğum olsaydı annem bilemem senin gibi ve senin kadar sevebilir miyim, ama annem şunu söyleyebilirim ki onu okullara giderken, servis beklerken, puanlar, notlar
tapınağında hayattan bağsız içi bomboş gülümserken görmek istemezdim,
ona türkülerden hele bir de yanında hikâyesi olan türkülerden ona yılmaz bir yaşam
enjekte etmek isterdim. ölmek için önce yaşamak gerektiğini, azmin elinden bir şeyin kurtulmadığını, korkunun ecele faydası olmadığını, her ne yapabiliyorsan ya da düşlüyorsan onunla başla, cesaretin içinde; zekâ, güç ve sihir olduğunu (Goethe), hiçbir kimsenin umudunu kırma belki de sahip olduğu tek şey o'dur-u  düstur edinerek gönlünün örselendiği an’larda Ya Müntekim'e hele Ya Kadir'e havale ve emaneti çok iyi  bilmek gerektiğini ilk ve hep önce söylemem yetmezdi biliyorum ama bende şimdilik bu kadar var.

annem beynen vurgunum sana bilmiyorsun.
İlahînin sendeki endişe süzgecinden geçen  -bilmeden bilişlerine-  vurgunum,
kalp ve beden bağı ile desem
ki diyemem onlar dünyevi meselelerden kopar, kopuyor  annem bilebiliyorsundur.

yoksa annem bunca sözü ben;
annem sana söylüyorum Şükran sen anlaya mı götürüyorum.

-sevgiye eğilen başını kaldır güzelim, hayat akışına beni de daldır güzelim,
bende başka mana arama sadece bir insan olduğuma kendini inandır güzelim,

-taş ol taş  taşı sevgi yolunazirveler(in)e erip de kalamadığımdan üzgün değilim artık desem de hüzün bakidir, ancak  en  büyük hac bir gönüle girmektire varır mı
bu yürüyüş  bilinmez ama durakta durmaktan son bulmaktan
donuk donuk durmaktan başka bir yoldur artık bendeki.

 İlahî ayırma benden gözlerini, hani gümüş
 pullu taşların üzerinde yürür iken içimde söylediğin
 şarkının eşliğinde beni bana getir sonra da sana
 götür Ya Adlü’lerden geçirerek.


sevgiler
03.02.2002

"bu üçüncü denemem. sarı gülüşlü dost 
diyordu, Kehribar Taneleri oldukça güzel bir hikâye  idi göndermiş olduğunuz,
ancak ben sizden sizin  yazmış olduğunuz bir hikâye bekliyorum(dum), demişti,
gelen güzellik en başından beri içime düşürmüştü zaten, bende yazdım, her güzellikte kusur olur, lütfen eksik ve gediklerimi yazınız ki güzel  bir şey yazma gayretine girebildiğime kanaat  getirebileyim”

Yorum Gönder