şükran aydın

Ne Hissettinse O'sundur 《 şükran aydın 》: Başlangıç Noktası

Başlangıç Noktası

nehissettinseo, ne hissettinse o'sundur, şükran aydın, farkındalık koçu, büyü dükkanı, başlangıç noktası

Başlangıç Noktası


Gözlerimi kapamak iyi geldi. Beni yoran uzun yolculuklar değil de uyuyamamaktı. Yoksa seviyorum demir kafesin içinde kimilerinin başka yerlere, kimilerinin de kendisine yolculuk yapışına tanık olmayı. Ucuz tarifeden bilet aldığım kalabalık vagondan ilk inen yaşlı adam, anlattığı aşk hikâyelerini gerçekten yaşamış mıydı? Karşımdaki genç adam da arada sayıklar gibi bir şeyler söylüyordu. Ana kucağındaymışçasına rahat uyuyor olmasına imrendim, kıskançlığım biraz daha bilendi. Gözlerimi daha sıkı kapadım. Kalabalık soluğu, hikâyesi, neşesi inince sessizlikle birlikte serinlik de bize kaldıKollarımı olabildiğince kendime sardım. Belki yol arkadaşım da üşümüştür diye kalktım, dizlerinde duran ceketini üstüne örttüm. Kımıldandı ama uyanmadı.

Çaprazımdaki boş koltuğa geçtim. İnen yolcuların el izleri camı iyice yağlamıştı. Yolculuklarda temiz kalmak ne mümkün. Aldırmadım. Yüzümü yaklaştırdım camdaki bulanık görüntüme. Ay varmış. Göründü. Ayırt edemediğim karaltıların arasından kesik ve düz çizgiler halinde yansıyordu. Dilim dilim kesiyordu treni ve beni.  Bir an öbür koltuklara da sırayla oturmayı düşündüm. Oralardan bakınca başkaca neler görünürdü kim bilir. Yapmadım. Son on dakika diyordu saatim. On dakika sonra iç sevincimi alıp götüren, yıllarca tek bir sıcak öpücüğün etkisinde ve izinde yaşamışlığım son bulacakVe belki bir daha yolculuğa çıkmayacağımHem ona hem kendime ulaşmış olacağım.

Kalkıp kendi yerime oturdum. Yol arkadaşım uyandı. Ayakkabılarını giydi. Sağını solunu düzeltti. Koridorda bir tur attı. Gerindi. Başını, boynunu, kollarını, belini evirdi çevirdi. Tatilden yeni gelmiş gibi dinçti. Gülümsüyordu. Belli ki sonucunu kesin bildiği bir  mutlu son karşılaması bekliyordu onu. Beni ise yıllarca biriktirdiğim aynı soru ve değişmiş olabilecek nice cevap...

 Yol arkadaşım eşyalarını toplarken bir yandan da rüyasını anlatıyordu. Başını kaçırdığım rüyası, pırıl pırıl tastaki berrak suyu boşa harcamanın üzüntüsünü derinden hissedişiyle bitiyordu.

Fren sesi geldiğimizi söylüyordu. Camın dışında insanlar görünmeye başladı. Daha arkalarında, epey kuyruk yapmış sarı taksiler. Yol arkadaşım el sallamaya başladı. Elini karşılayanı göremedim. Beklenen ile bekleyen birbirlerini kalabalık demeden seçebiliyordu demek. Bana sarıldığında hâlâ bir elini sallıyordu. Yanağına tek öpücük kondurdum. Önce o indi. Hafifti. Uçtu sanki. Ellerim cebimde indim. Dışarının güçlü aydınlatması gözümü aldı. Demir vagon daha sıcakmış. Hem zafer hem de derin korkuyla ellerimi birbirine sürttüm. Sıcaklık mı yoksa bir uyuşma mı hissettiğim hâlâ bilmiyorum. Kâğıttaki numarayı aradım. Fısıltıyla konuşan sesi “Geliyorum,” dedi. Ellerimi nereye koyacağımı bilemedim, cebime soktum. Dolunay düşüncelerimi de aydınlatıyordu. Çıplakmış gibi hissettim bir an. Herkesin bildiğini bir ben bilmiyormuşum gibi geldi.

Tren şefi inerken içeriye temizlikçiler giriyordu. Taksiler azalıyordu. Bavullu yayaların kendileri   görünmezken kocaman sesleri geliyordu. Bir fısıltı duydum, “Geldim,” dedi adımı kullanmadan. Adsız kahramanı olarak kalmıştım. “Ben de geldim,” dedim. Ellerimizin çıkardığı sesten de kısıktı, “Hoş geldin” demelerimiz. O, dünyaya çakılan dağ çivileri gibi derin bir izdi bende. Söyledim. “Sen de,” dedi. Onu tutan her neyse hâlâ tutuyor gibiydi. Tuttum kolunu. Kaçamak cevaba yer yoktu bugün. ÖptümÖptüSoğumuşuz.


Fotoğraf; şükran aydın 14.07.2013 20:31 Sirkeci Tren Garı Sirkeci İstanbul Türkiye

Yorum Gönder