şükran aydın

Ne Hissettinse O'sundur 《 şükran aydın 》: Eller

Eller


Eller

Ne Verirsen Elinle O Da Gider Seninle


Bilim adamlarına göre elimiz beynimizin dış uzantısı imiş. Sadece beynimizin değil sevgimizin de, kalbimizin de uzantısı değil mi? El demek sevgi demek. Ayrılıklarda kalpler ağrır derler, benim ellerim ağrıdı. Aylarca hissetmedim ellerimi.Var olduklarını görmem kafi gelmiyordu. Öyle döküldü ki, dökülen ellerimi toparlayıp da yazdım. Ne  zaman sevsem ellerimizin birleştiğini görürüm. Sizin de öylemi? Sevenler bir olmaya önce ellerinden bir olmaya başlıyor bence. O ilk anlaşma. Alışverişlerimiz, iş anlaşmalarımız “hem fikir olduğumuzu, ortak noktada buluştuğumuzu” göster miyor mu tokalaşmalarımız da. Sen körsün, ben sağır ve dilsizim; elini ver ki anlaşabilelim, dediği gibi Halil Cibran’ın.

Karşımızdakinin samimiyet, kararlılık, güvenirlilik, sevecenlik, vb. karakter özelliklerini kendimizce anlamaya, hissetmeye gayret ettiğimiz nokta değil midir o ilk tokalaşma? Bazıları ölmüş ve kokmuş bir balığı tutar gibi tutar, hemen elinden kaymasını umarak. Böyleleri genelde hiç tutamaz bizi. Bazıları sıcağa, umuda, yeniliğe, güvene açar, açılır. En çok aradığımız, umduğumuz bu değil mi?

Anadoluda el vermek vardır. Ocaklar vardır. Farklı fiziksel ve ruhsal dertlere iyi gelir bu ocaklardan el almışların elleri. Kurşun dökmek bunlardan birisi. Okunan dualar, şifacının niyetiyle birleşince kurşun kalem olur, önce dertlerimizi yazar, bize söyletir, sonra şifasıyla ve tekrarıyla üzerimizdeki ağırlıkları alır alır gider.


Ülkemizde son yıllarda reiki kursları var. Bu da çakraların açılması ve inisiye etmek ritüellerin hazır edilmesinin ardından, ilk önce ellerle sonra da düşünce gücüyle uygulanarak evren enerjisinin, kendimizdeki enerjiyle de birleşip karşımızdakine şifa olmasını ummaktır.


Baba eli vardır, aletin işleyip elin övündüğü. Zamanın eskitemediği işlemeli tavanlar, kapılar, elbiseler, el işi göz nuru dediğimiz, zamanın eskittiği oranda pahada değerinin arttığı sanatsal ürünlerin çoğuna hasret, deneyim, gönül, aşk, sevgi, kalıcı olmak duygusunun karışmadığı el dokunuşu var mıdır?


Ana eli vardır, beşiği sallayan elin dünyaya hükmettiği. Hem madden hem manen bizleri doğuran, yetiştiren, kişiliğimizin karakterimizin ve böylece bir bakıma da mutluluk ve mutsuzluğu içimizde hissetmek durumunu belirleyen, anaların elinin bir nevi parmak izleri değil miyiz bizler?


Yeryüzünün kaçıncı insanıyız kim tam biliyor. Bununla birlikte milyarlarca insandan beni, seni, onu, birbirimizden karışmamak üzere ayıran parmak izlerimize ne demeli. Tanrının muhteşem etiketi ve barkodu.


Bu yazıyı kaleme alırken aklıma geldi ve düşündüm. İlk bakışta hayati kayıp değilmiş gibi gözüken el eksikliği en çok kişisel bakımımızı yapmakta zorluk yaratması bakımından hayatımızı en çok zorlaştıran kayıplardan gibi geldi. Ürktüm, çok şükür dedim. Sizce?


Üzerine en çok şarkı sözü yazılan, en çok o kanallarla diyeceklerimizi anlattığımız göz, kalpten sonra eller gelmekte. Sesinin hayranı olduğum, hâlâ ölümüne alışamadığım sanatçılardan Yıldırım Gürses’in beslediği; Eller eller eller sallanır /Bülbüller güle gelir /Öpülür hale gelir /Konuşan ellerimiz /Savrulan mendil gibi /Kalplerde kandil gibi /Aşk okuyan dil gibi /Kıvrılan ellerimiz /Mektup yazar naz eder /Kışlarını yaz eder /Açılır niyaz eder /Uçuşan ellerimiz /Mektup olur yazılır /Falın olur bakılır /Dostun olur sıkılır /Uzanan ellerimiz /Eller, eller eller. Sözün bittiği yerden, içimizi işlemez mi, tek tek, sazla, sözle, sır sır.


Tanrı’nın dolu değil, temiz ellere baktığı (P.Syrus) ve Yıldırım Gürses’in seslendirdiği o muhteşem ellerle değiştirmek mümkün ellerinizi, fikriniz, niyetiniz ve çalışkan çabanızla ve kocaman bir gönülle bu mümkün. Bugün değiştirmek ister misiniz ellerinizi ve yaşamınızı?

O temiz ellerle ol(alım) ve kal(alım).

şükran aydın

13.10.2007
Yorum Gönder