şükran aydın

Ne Hissettinse O'sundur 《 şükran aydın 》: Güzellik

Güzellik

http://nehissettinseo.blogspot.com.tr/
http://nehissettinseo.blogspot.com.tr/ http://nehissettinseo.blogspot.com.tr/


Güzellik Bir Yoldur

Göz'e Geldik Güzelim  


Gönül: Güzel aynam, söyle bana en güzel ben değil miyim? Güzel'in tanımı yüzyıllardır tartışılırken, göreceliği de ortadayken, nerden başlayalım söze? Örneğin, güzellik gerekli bir şey midir bizim için?

Şükran: Evet. Dosteyevski; "insan herşeysiz yapabilir, ama güzelsiz yapamaz" demiş. Peki 'güzel' nedir? Bilmek hangimizin harcı olacak, bence hiçbirimizin. Bununla birlikte güzeli betimlemeye, anlatmaya, somut hale getirme çabamızla çıkalım yola hele bir bakalım.

G.: "Kendini sevimli bir biçimde örtmüş erdemden başka nedir ki güzellik." İyi, hoş, yararlı, şirin vb.. niteliklere beden ve ruh özelliklerini de eklememiz gerekecek sanırım.

Ş.: Evet. "Ruhun kendine dönüşünün bir aşamasında örtük olarak kendini hissettirmesidir, bununla birlikte temel özelliği yaratı olmasıdır, güzel yaratılan bir şeydir", demiş Hegel.  Bir konuşmamızda, güzel bilinen değil, sezilen bir şey demişti Şener Aksu da, çok doğru.

G.: Güzel bizim için duyumsanan bir şey, bilinen değil, sanırım. O halde tekrar 'güzel' ne dersek, bu sorunun yanıtını yine doğrudan değil, dolaylı yanıtını alabiliriz.

Ş.: Herkes, herkesi ve herşeyi güzel buluyor mu, ya da bulabiliyor mu, ya da neden farklı düşünüyor ve farklı algılıyor? Örneğin bu dergide de yer alan şiirler, kimini hiç bilmediği yerlere götürürken ve kendisinde güzel diye tarif edilen tad bırakırken, kimisi bir kalemde üzerini çizebilir, yani çirkin bulabilir. Sorsak ki bunlar nedendir, nasıldır, açıkla, bir türlü açıklayamaz.

G.: Güzel gibi şiiri algılayışımız da toplumsal izler taşıyor. Görgü, bilgi, eğitim sürecimiz güzel ile çirkini algılama tarzımızı belirliyor sanki. Güzellik, çoğu zaman kusurları gizleyen bir örtü gibi. Çirkinlikleri örten bir bütünsellik var ‘güzel’ kavramında.

Ş.: Bir gazete haberi idi; dünyanın, bir bütün olarak ya da sadece bir yanı çok güzel olarak kabul görmüş isimlerin, en güzel bölgeleri alınarak bilgisayar ortamında birleştirilmiş. Bu kadar ayrı güzel parçanın biraraya getirilmesi bittiğinde ortaya çıkan kadın resmi bir ucube olmuş. İnsan ya da eşyanın güzelliği, salt mutlak somut varlığından değil onu saran ruhu, karakteri, duruşunu da içeren birşey.

G.: Evet, parçaların doğal ve uyumlu bir güzelliği yaratması mümkün değil. Hepimizin çirkin yanları olduğu gibi. Bir arkadaşını düşün; onu daha bütünsel algılamaya başlayınca bir zamanlar çirkin bulduğun yanları bile gözünde güzelleşebiliyor. Senin de böyle bir değişimi yaşadığın oldu mu?

Ş.: Evet. Karşımızdakinin her durumu bizim bilgi ve algılarımıza bağlı, bu bilgi ve algılarımız his merkezlerimize gittiğinde ürün olarak dışarıya 'güzel' veya 'çirkin' olarak çıkıyor. Karşımızdakine ait herşey hiç bir şekilde değişmezken bizim bu süreci işleme şeklimizin değişmesi, sonucu değiştirebilir. Bu düşüncemi 'ne hissettinse o'sundur' diye özetleyebilirim.

G.: Altın parolan bu, biliyorum. "Ne hissedersen o'sundur". Ama bu arada bence karşımızdaki kişi de biz de değişiyoruz. Diyalektik çekim süreci, bir benimseme duygusu yaşayabiliyoruz. Bunun tersi de mümkün tabii. Sonuçta, gönül kimi severse güzel odur, değil mi?

Ş.: Evet, güzel olan sevgili değil, sevgili olan güzeldir, anlayışını onaylıyorum.Güzele güzel demem, güzel benim olmayınca,sözündeki gibi benimsediklerimiz daha bir güzel oluyor. Kirpi yavrusunu 'pamuğum' diye severmiş. Kuzgun'a yavrusu 'anka' görünürmüş. Okula git, okuldaki en güzel çocuğa şunu ver, diyen kimsenin verdiğini, okula gidip, etrafa ve tüm çocuklara bakıp bakıp, en güzel kendi çocuğunu güzel görüp ona vermesi hikâyesinde de olduğu gibi, zaten sözünü tarih onaylamış durumda.

G.: Güzel ile çirkin'in mitolojilerde simgesel öykülerini okuduk. Kraus'a göre, çirkin olamayan bir kadın güzel de değildir. Can Baba'nın bir üçlüğünü çok severim: Aslında çirkin değilsin sen, / Çirkin görünmek istiyorsun, / Güzelliği tarif için.. Ama toplumsal boyutta, dünyada ve ülkemizde kötülükler çirkinlikler özellikle son yıllarda giderek öyle  yoğunlaştı ki... Bir gün, "dünyayı güzellik kurtaracak" mı, kurtarabilecek mi sence?

Ş.: Çirkinliklerin, kötülüklerin hızla artmasına çok uygun ortamlar oluşmuş durumda. Yüz metrekare evde tüm imkânlara sahip olarak veya olmayarak (ki bu daha da kötü!) 128 kişi yaşamakla, aynı evde 4 kişi yaşamak fark eder. Bence, kötülüğün ve çirkinliğin artış nedeni dünya nüfusumuzun da artmış olmasından kaynaklanıyor. Vakitli, aşama aşama, içselleştire içselleştire, demlene demlene gerçek tatmin olanaklarının yerini, vaktinden önce, zeminsiz, suni ve hızlı tatminlerin, çabuk tüketmelerin alması, 'tatminsizliği' doğuruyor. Tatminsiz güç para hırsıyla da birleşince çirkinliğin kırkı bir para oluyor diye düşünüyorum.

G.: Freud ve Marks'ın temel görüşleri doğrulanıyor böylece sürekli olarak. Peki onların getirdiği çözümlerin dışında bir önerin var mı Aydınım?

Ş.: Çekici ya da itici güçlere ihtiyacımız var. Her şey zıddıyla var ve bilinebiliyor ve anlamlı. Kötü ve çirkin var olmadan  güzeli keşfedemeyiz. Kötü ve çirkin'in yarattığı rahatsızlık duygusunu hissettikçe güzele, iyiye kaçma isteğimiz artar. Ve böylece güzel ve iyi neyse o şekilde olmaya çalışırız.

G.: Evet, mistik yanları, yorumları da içeriyor bu kavramlar insanlık tarihi boyunca. Güzeli bulmak için yeryüzünü alt üst etsek de, içimizde taşımadıkça bulamayız onu. Bu sayıda kapağımıza yansıyan Dowe'un "sahte güzellik" operasyonu gibi, yapay bir güzellik arayışı da tecimsel olarak sürekli artıyor. Reklamlarda "güzel" kadın bedenlerinin meta olarak sunulması da öyle yaygınlık kazandı ki, modalar aracılığıyla kitlelerin algılarıyla oynamak da modalaştı. Yarı sömürge ülkemizde kozmetik tekellerine katkımızı düşünebiliyor musun? Ben yalınlıktan yanayım bu konuda. Ya sen?

Ş.: "Güzelden anlayan bilir yalın güzeli, süslü ise yığınlara seslenir."  Yığınların beğenisi basit, yüzeysel, sığdır.. deyip geçmeli mi bilemiyorum. 

G.: Kapitalizmin korkunç saldırısıyla karşı karşıyayız ... Her şey yukardan belirleniyor. Çirkin ve korkunç bir dayatma bu.

Ş.: "Korkunç" dedin de aklıma geldi: Feyza Hepçilingirler'in de dikkat çektiği, Türkçe'de yanlış bir kullanım var; "korkunç güzel!" güzel mi korkunç, korkunç olan mı güzel? Güzeli ve beğeniyi anlatmak istiyorsak, 'çok güzel' neyimize yetmiyor. Konuya dönersek, ilacı zehirden ayıran şey, dozu imiş. Makyajda bu ölçüyü, dengeyi sağlayamazsak, "korkunç" çirkinliklerle karşılaşabiliriz:))

G.: Peki, "çok güzel" diyelim.  Güzel için yüzyıllar önce şöyle buyrulmuş: Güzelin üç yeri beyazdır: Teni, dişleri, elleri. Üç yeri karadır: Gözleri, kirpikleri, kaşları. Üç yeri kırmızıdır: Dudakları, yanakları, tırnakları. Üç yeri uzundur: Boyu, saçları, elleri. Üç yeri küçüktür: Kulakları, dişleri, çenesi. Üç yeri geniştir: Göğsü, gözlerinin arası, alnı. Üç yeri narindir: Beli, elleri, ayakları. Üç yeri incedir: Parmakları, ayak bilekleri, burun delikleri. Üç yeri tombuldur: Dudakları, kolları, kalçaları. 

Ş.: Eyvah! Bir tek yeni doğanların diyet yapmadığı dünyamızda bahsettiğin bu güzeli ancak doktorlar ameliyat masasında birkaç yılda yaratabilir belki. O da doktorluk tarihinin tıbbi güzeli olur herhâlde. Bu ürünün güzel insan sınıfına kaydı yapılır mı bilemiyorum.

G.: Kimilerimiz "orta" ile geçebilir belki... Bu kurallar, bir özet niteliğinde sanki.

Ş.: Güzel olan hiçbir şey özetlenemez, diyor ama Paul Valery. 

G.: Cemal Bey'in "Fotoğraf"ından dizeler: "Adam hüzünlü /Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü / Kadın güzel /Güzel anılar gibi güzel /Çocuk Güzel anılar gibi hüzünlü / Hüzünlü şarkılar gibi güzel"

Ş.: Çok güzel! İşte bu!... Ben de, Şükrü Erbaş şiiriyle bu aşık atışmasına cevap vereyim; “Güzel kadınlara kederli şarkılar söyletmeyin /Birbirini çoğaltıyor üç acı /Kadın, güzellik ve şarkı... /Kederli şarkıları güzel kadınlara söyletin /Birbirini bütünlüyor üç acı /Kadın, güzellik ve şarkı...”  

G.: Ben de son şiirimi okuyayım sana:  Güzellik "göz"den gelir / Göze geldik güzelim.

Ş.: Hem gözden hem özden gelir. Göz göz olur yaralar. Güzellik bir yoldur ya...gideyim, hoşçakal, teşekkür ederim.


13.10.2007


Yorum Gönder