şükran aydın

Ne Hissettinse O'sundur 《 şükran aydın 》: Ölümün Nasıl?

Ölümün Nasıl?

nehissettinseo, ne hissettinse o'sundur, şükran aydın, farkındalık koçu, büyü dükkanı, ölümün nasıl?


Ölümün Nasıl? *




Malum 102 yaşındayım.

Odun gibi 18 yaşımı beklemek gibi geçen zamanı da sayarsak.


Anlatacağım mesele bir yüzyıl önce idi.

Kendi evli ve mutlu her dostunuz, sizi de mutlu etmek ister, sizin “bir tık” mutsuz olduğunuzu düşünür her nedense. Sizi ve sizden daha da sevdiği yakınını, mutlu etmek üzere “tanıştırır”, tanıştırmak ister.
Spor,  ümidi içinde barındırır mı bilmiyorum. Böylesi tanıştırılmalar, içinde sporu da barındırıyor diye düşünüyorum. Acaba soruları ile, insan tanışma anına kadar düşüncesel ve kalbsel kondisyon yapıyor.


Denizleri sevdiğimi birkaç yüzyıl sonra anladım.

Sevmediğim İstanbul’u niye sevdiğimi anladığımdan, dalgaları gören bir yere oturduk.


 nehissettinseo, ne hissettinse o'sundur, şükran aydın, farkındalık koçu, büyü dükkanı, ölümün nasıl?
**
Tanışmamızı biz de istiyormuşuz meğerse. Tanışmak istemiyormuş gibi yaparken de.

Sorusuz tanışma mı olur?

Eminim bu konuda ama kesinlikle hem de kati suretle böyle bir soru sormadığından eminim.
Aşkın coşkun su olup taşmışımdır taşacağım yerde. 
Nereye gömülmek istediğimi başladım anlatmaya.
Hatta mezarım için bütün körfezin yarısını en tepeden gören bir dönümlük arazi bulduğumu. Çok tatlı bir köyün bittiği sınır yerde idi arazi, çok şeye sınırdı; imar izninin bittiği sınırda idi, elektrik, suyun devam etmediği bir sınırda idi. Ancak bu sınırı bir ölümle geçmek ne güzel olabilirdi. Düşünsene sarı otlar, mavi gökyüzü, insanlara yakın ama sınırdaş, karşıda kuş bakışı gözün ve gönül gözünün alabildiğince gördüğü deniz manzarası, tertemiz toprak ve o toprakla her daim merhabalaşan, tokalaşan rüzgar müziği ile başbaşasın. Böyle bir toprağa gömüldüğünü düşünsene.

Bu edinmek istediğim bir hayaldi. O toprağı bir gün satın alacağım. Haberdar ederim.

Gelelim bizim Türk Kahvesi de içilip bittiğinde, bu ölüm, mezar, mezarlık muhabbetimden sonra, birden bıçak çıktı ortaya. Kesti konuşmasını. Lal oldu dili. Heyecanlı meraklı konuşkan neşeli bir el tokalaşması yerini lüzumsuz bir zaman kaybına bırakmıştı. Görmeden yapılan telefon konuşmaları yerini bu muhabbetten sonra don yağı olmuştu. Duymadım. Görmedim. Bilmiyorum Üç Maymun’u, "Türkiyeye uzun yıllar gelmeyeceğim" yalanına bulanmıştı.

Pek tabi zekam bir zaman sonra çalıştı.

Yaşamın arkadaşı, ölümden, bahsetmiştim.

Hani elbiseyi giyerken onu da giydirdiğimiz, rujumuzu sürerken onu da boyadığımız, paraşütle atladığımızda onu da içinde uçurduğumuz, 18 metreden denize dalıp, denizin kumuna el sürdüğümüzde onun da elleri orada olan ölüm, diskoya gittiğimizde, halay çektiğimizde zıpır zıpır hoplarken bizle beraber eğlenen ölüm, hastalandığımızda kendisiyle sohbet ettiğimiz arkadaşımız, rüyalarımızda buluştuğumuzda kalbimizi korkuyla korkutan şakacı arkadaşımız ölüm, tatillere  bavulumuz olmasa da kolumuzda tıngır mıngır gelen, ne hatıralar ne hatıralar yaşatan şey, ölümden, ölümün yatağı mezardan, yatağın manzarasından bahsettim diye, yaralı boğadan can havliyle kaçan matador misali kaçıp giden ve sebebini de söylemeyen kişiyle yıllarca içimden konuştum.

Baktım olmayacak, açtım birgün telefon, durmaz söz bende. 
Tutarım tutarım da, tuttuğumu bırakırım gelince günü.

Ölümlü olmamın neresi kötü idi.

Ölümsüz olsan; bir ölümlü ortalama 20-25 yıl sonra emekli olmayı ve hayalini çizdiği semtte yaşamak ister. Ölümsüzün böyle bir şansı var mı? O, 12.896 gün/belki yıl çalıştıktan sonra hayal edecek bunu. Ölümsüz ömrü hayatında 3.075 tane çocuk sahibi olmak zorunda kalacak belki. Sevmediği apartmanındaki çirkef komşusuna kaç yüzyıl dayanacak? Bir yazıya başladığı zaman kaç yüzyıl sürecek yazması, trilyonlarca sosyal ağ platformunda trilyonlarca kriteri takip etmekten yorulup tükenecek. Ölümsüz, hiçbirimizin yüzde yüz turlayamadığımız dünyayı kaç bin kez turlamış olacak? İğne ucu kadar olsun gezilmemiş, duyulmamış, bilinmemiş bir yer bulmak ve o yerde tanımadığı bir yabancıya aşık olmak için ölümsüzlüğünü vermek isteyecek kimsenin hissedemediği bir acıyla.


Ya bak” ölümsüz olmak” ne kadar zor. Ne kadar acı. Ne kadar uçsuz bucaksız bir bitim.     Ve Tekrar.

Her gün aynı çorbayı içmek gibi.


Ölümüm, sevdiğim bütün şarkıları sever. 
Müzik için deli olur. 
Ruhumun esintisinde düşmez eyice yapışır da.     
Dili sessizdir. Salt gülümsemedendir bedeni. 
Konuşması en hararetli anlarımda dahi sakindir, genişlik dolu, kapanmayan pencereden gelen deniz yosunu kokusudur. 
İyi ki var dediğimdir. 
Aklımı kendisine borçlu olduğum.


Keşke o da deseydi, merak etme sen, beraber alırız o tarlayı, benden önce de olsa sonra da olsa ölümün, oraya gömülmeni sağlarız beraber. Hatta bir dahaki sefer orada buluşalım. Nasıl gidiliyor oraya deseydi. Ölüm yatağında bana da yer ver diye “bir” olmayı isteseydi. Yeme de yanında yat kadar muhteşem manzaranın sözlerimizi zaman zaman çalan rüzgarında bağırarak konuşmayı deneseydi, Esirik bir yürekle, taşkın bir kalple, aşkın bir fikir ile, coşkun bir beden ile.


Ben olsaydım öyle yapardım.

nehissettinseo, ne hissettinse o'sundur, şükran aydın, farkındalık koçu, büyü dükkanı, ölümün nasıl?
***

Ey sevgili ölümüm, seni terk etmem merak etme böylelerine. Ben nereye sen oraya.
Kum şehrine gideceğiz seninle, Trablusgarp’a gideceğiz, Rodos’a geçeceğiz, Horasanda terli su içeceğiz, nerede sıcak var, orada olacağız soğuk yaşamın esprileri ile.


İnsan 102 yaşında olunca gereksiz anılarından ziyade özdenen şeyleri, kilidinden çıkarmak ve havalandırmak istiyor, ölümlü ve ölümsüzlere.

Sevgiler

şükran aydın

01.11.2015

Fotoğraflar; şükran aydın
*13.07.2015 Kozyatağı İstanbul Metrosu İstanbul Türkiye
**29.08.2015 Kadıköy İstanbul Türkiye
***07.2015 Kınalıada İstanbul Türkiye


Yorumlarınız

+Ece Evren teşekkür ederim. Hissinizi paylaştığınız için.
+şükran aydın / 01.11.2015


Hissettiklerim bir tek artıdan ibaret değildi.Günün önemi  itibariyle bütün sanat faaliyetlerim,isteklerim sükut etti.Yazınızı tekrar okumak için yıldızladım.Müthiş bir yazıydı.Ama iyice okuyup,sizin yaptığınız gibi gözlerimi kapayıp düşünmem ve ancak yorumlamam lazım.İyi geceler dilerim. Ece Evren.Saygılar. 
+Ece Evren / 01.11.2015


Yazının müthişliği "ölümün" varlığından geliyor.Ölüm olmasa çıldırmak kaçınılmaz olurdu. Daraldığımızda açılan ve olaylara tekrar sakinleşerek bakma şansı veren bir "ışıklı güç" bence. Okuduğunuzda düşünce his ve yorumlarınızı edinmek isterim.
+şükran aydın / 01.11.2015
Yorum Gönder